Her insanın yaşadıkları, ailesi, tecrübeleri, imkanları birbirinden farklı olsa da küçüklüğünden beri her insan kendi için ve kendine özgü birşeylerin hayalini kurar. O hayali gerçekleştirmek ve o her ne ise ona sahip olmak ister. Kimi kendi düzenin kurup bir an önce kendi evinin kadını olmak ister ve bir an önce evlenmeye kendini odaklamıştır. Kimi anne veya baba olmak ister kimi harika bir araba kimi tekne, kimi güzel bir motorsiklet, kimi sahil kenarında güzel huzurlu bir emekli hayatı, kimi güzel büyük bir iş yaparak bunca yıldır çektiği sıkıntıları, güzel karlarla bir iki seferde aşmak ister. Hayali olmayan insan yok denecek kadar azdır. Bir şeyi çok isteyip de ona ulaşma süreniz tahmininizden çok daha fazla zaman almışsa ve hala ulaşamamışsanız, o şeye özlem duymaya başlarsınız. Bu noktada hayatın akışından ve dengesinden çıkarsınız. Onu istemek hayal etmek, birden kendini, her ne olursa olsuna ona sahip olacağım takıntısına dönüşür. Bu takıntı, enerji alanınızdan, auranızdan dışarıya başkalarının iştahını kabartacak sinyaller göndermeye başlar. Bu sinyallere cevap hızlı gelir. Ne de olsa davete icabet etmek gerekir.
Hiç beklemediğiniz bir anda karşınıza öyle birileri çıkar, öyle güzel şeyler anlatmaya başlarlar ki, tam da sizin hayallerinizle örtüşür, hatta beklentilerinizden fazlasını size sunarlar. Bu nokta, işte, insanın gözünü kapatıp balıklama atladığı noktadır. Onca senedir temkinli, bir şeye başlamadan önce kılı kırk yaran, önünü arkasını detaylıca değerlendiren, güvendiklerine danışan size, ne oldu ise hiç birşey Okumaya devam et →