Serkan Sorguç

Size Özel Seanslarla Kendinizi Keşfedin…


Yorum bırakın

Ruh ve bedenin hassas dengesi

imageKendi kendinize kaldığınızda ve içinizdeki ses ile konuştuğunuzda ya da kendinizi aynada seyrettiğinizde aslında sadece bedeninizle değil ruhunuz ile de iletişime girmiş olursunuz.
Şu an bu satırları okuyan siz, güçlü, güzel, alımlı, iyi kalpli, sevecen, kabiliyetli ve zeki bir bayan veya ayni vasıflarda yakışıklı bir erkeksiniz. Her gittiğiniz yerde, sizin o ortamda bulunmanız bir şekilde farklılık yaratıyor.
Peki ya siz, etrafınıza vermiş olduğunuz bu güzellikleri içinizde yaşayacak kadar mutlu musunuz? Tebessüm ederken bile kafanızı meşgul eden bir sürü sıkıntınız yok mu?
Hayatta herşeyin bir denge olduğunu düşünürsek, dış görünüşünüz kadar ruhunuzun da kuvvetli bir enerjiye sahip olması gerekir. Ama gel gelelim, sadece sizin bildiğiniz korkularınız ve endişeleriniz, ruhunuz ile bedeninizin uyuşmasını engellemeye çoktan başlamıştır bile.
O güzel ruh, korkular ve endişelerden dolayı kendini kandırılmış ve zayıflatılmış hissetmekte ve her fırsatta sesini size duyurmaya çalışmaktadır. Beden ve ruhun hassas uyumu bozulduğunda, o güçlü, aranılan ve imrenilen kişinin tüm dengeleri şaşar. Şimdiye kadar sağlam temeller üstünde yükselmiş olan sistem birden bire bozuverir.
Kaybetme korkusu, ölüm korkusu, para korkusu, paranın kendine eskisi gibi gelememesi korkusu, ilişkilerinde başarısız olma korkusu, yetersizlik korkusu, değersizlik korkusu, tükenmişlik korkusu, aldatılma korkusu ve bunun gibi birçok korku, sizin o güçlü adımlarla yürüyen ayağınıza bir anda çelmeyi takıverir.
Kendinizi hiç alışık olmadığınız bir ortamda veya daha önce hiç deneyimlemediğiniz, çok da hoş olmayan bir koşulda buluverirsiniz. Hastanede, evde, işte, arabada, uçakta, nerede olursanız olun, bir vesile ile, sadece konuşulurken duyduğunuz bir takım hastalıklar size birden bire yapışıverir. Bedeniniz o kadar güçlüdür ki şimdiye kadar size uyumla eşlik etmiş olan ruhunuzun, size ekilen ya da sizin kendi kendiniz ektiğiniz korkular ve endişeler yüzünden, tökezlediğini ve yardıma ihtiyacı olduğunu kabullenmek istemez. Direnir. Beden direndikçe kendini biraz daha aşağı çeken o yoğun çaresizlik ve umutsuzluk batağının içine batırır kendini.
Kimse anlam veremez veya vermek istemez. O neşeli, başarılı, zeki ve uyumlu kişiye ne olmuştur birden bire? Halbuki size bu endişeleri
yaştan kişiler, aslında uzun zamandır, kendilerini hep sizin ile kıyaslar veya hep sizin yerinizde olmak isterlerdi. “Keşke ben onun yerinde olsam….”
Kendinizi bu durumda hissediyorsanız öncelikle yapmanız gereken şey, ruhunuzu şifalandırmak ve Beden-Ruh dengesini yeniden tesis etmektir. Ruhunuza da dış görüntünüz kadar önem verdiğinizi içinize hissettirtmektir.
Size yapışan korkular ve endişeler genelde çakralarınızın dengesizliğinden ya da hayrınıza olmayan karmalardan dolayı size gelmişlerdir.
Örneğin birine kırıldınız veya gerçekten emek harcadığınız birinden yada birşeyden darbe yediniz diyelim. Kırıldığınız, çok üzüldüğünüz veya travma geçirdiğiniz zaman, siz yaşadığınız bütün bu olaylarda haklı bile olsanız kalp çakranızı tıkadınız demektir. Kalp çakrasının akış vanasını kapattınız demektir. Kalp çakrası 7 çakranın tam merkezindedir. En önemli çakradır. Burası kapandığı zaman, 3. Çakra olan solar plexus çakrasına akan enerjiyi de bloke etmiş olursunuz. Bu çakra şişer ve yavaşlamaya başlar. Solar Plexus çakrası, tüm nazar enerjilerinin, kem gözlerin negatifliklerin giriş kapısıdır. Bununla birlikte, eski bir Fransız atasözünün de söylediği gibi tecrübenin yani “hayatta yenilen kazıkların toplamının” bulunduğu yerdir. Bu çakra düzgün çalışmazsa, hazımsızlıklar, mide yanmaları reflü, gaz sancıları gibi rahatsızlıklar kendini göstermeye başlar. Bu çakra az çalışmaya başladığında kişide yanlızlıktan korkmak, kıskanç olmak, reddedlime korkusuna sahip olmak çok şüpheci olmak gibi korku ve endişeler baş göstermeye başlar.
6 ila 8 ay içinde, Tepe çakrasından giriş yapan Evrensel enerji çok azalarak kısılarak ve yetersiz olarak, güçlükle diğer çakralara ulaştığından 2. Çakra olan Sakral çakrayı da tıkar. Sakral çakra tıkandığında hayatınızda aşırı çekingenlik, hassaslık, utangaçlık, hislerini saklama, değersizlik hissi, para ve güç kazanmakta zorlanma, suçluluk duygusu, aşırı güvensizlik gibi duygular kendini göstermeye başlar. Sakral çakra cinsel enerjiyi, kendinden zevk almayı, para kazanmayı, işi, kariyeri, sevgiliyi veya eşi, üretkenliği ve yaratıcılığı temsil eder. Para zor kazanılmaya başlar, kazanılsa da geldiği gibi gitmeye başlar. Hayatınızda eski bereket kalmamaya başlar. Üretemezsiniz, yaratıcılığınız, fikir geliştirme yeteneğiniz sanki sizi terk etmiştir. Sevgilinizle problem yaşamaya yada ilişkilerinizde denge bulamamaya başlarsınız.
Bütün bu tıkanıklıklar, enerjinizin topraklama kapısı olan kök çakranızı da tıkar. Kök çakra çekirdek aileyi, anne, baba ve kardeşleri ve aile içindeki dengeyi, hayattan zevk almayı ve enerjiyi topraklamayı, toprak ana ile bağlantıyı temsil eder. Bu çakra da tıkandığında, hayattan soğursunuz, evden çıkmak istemezsiniz. Hedeflerine ulaşamama hissi, güvensizlik duygusu, hayatta yaşama isteğinin azalması gibi duygular yaşanabilir. Fazla kilo alma, birden sinirlenme bu çakranın az çalıştığının sinyallerini verir. Cinsel anlamda kendisine karşı ilgisizlik, terkedilme korkusu, sevgilisine layık olmama duygusu verir. Böbrekler ve yumurtalıklarda problemler yaşatabilir.
Gördünüz mü, haklı bile olsanız sizi üzen sizi kıran bir olayın 6 ay ile 1 sene içinde sizin dengenizi nasıl kaçırdığını şimdi anladınız mı?
Çakralarınız dengede ise auranız tam ve bütündür . Meditasyon, yoga ve benzeri öğretiler ile kendinize vakit ayırabildiğinizde, kendi içinize düzenli yolculuk yapabildiğinizde auranız, ışığınız ve enerjiniz kalınlaşarak güçlenir. Negatif enerjiler blokajlar size ulaşamazlar.
Kendiniz ile konuştuğunuzda kendinize değer verdiğinizde, en önemlisi kalbinizdeki ışığın güzelliğini hissedip yaşadığınızda, ruhunuza da değer vermiş ve ona zaman ayırmış oluyorsunuz.
Ruhunuzun bedeninizden, bedeninizin de ruhunuzdan tek istediği şey sevgi ve dengedir.
“Ben kendimle yeni bir anlaşma yapıyorum. Mutlu ve Huzurlu olmayı seçiyorum. Sağlıklı olmayı ve ruhumla ve bedenimle dengede olmayı seçiyorum. Bilerek ya da bilmeyerek kendi enerji alanımda ürettiğim tüm olumsuz enerjiler için ruhumdan ve bedenimden özür diliyorum. Ürettiğim veya bana dışarıdan gelmiş tüm bu olumsuz enerjileri, enerji alanımdan ruhumdan ve bedenimden, auramdan iptal ediyorum. Hayrıma olmayan bütün bu olumsuz enerjileri, sevgi enerjimle evrene teslim ediyorum.
Haklı olsam bile, bana yapılan davranıştan, söylenen sözden zarar görmüş olsam bile, kalbimi yaralayan, beni kıran, yaptığım herşeyi bir çırpıda yok sayan herkesi, bana yaptıklarını ve hayrıma olmayan her türlü enerjiyi kabule geçiyorum. Beni inciteni, kalbimi yaralayan, beni kıran, yaptığım herşeyi bir çırpıda yok sayan herkesi, kendi iyiliğim için, ruhum ve bedenimin hayrı için, koşulsuz şartsız affediyorum. Tüm bu kişileri ve bana yolladıkları hayrıma olmayan tüm enerjilerimi sevgi enerjimle evrene iade ediyorum. Kalp çakramı sevgiye, ilahi aşka, sevmeye ve sevilmeye, mutluluğa ve sağlığa açıyorum.
Kendimi şu anda her nasılsam olduğum gibi kabul ediyorum. Onaylıyorum. Ruhumu ve bedenimi çok seviyorum. “ Sevgiyle Serkan Sorguç ŞifaChi


Yorum bırakın

İçinizdeki şifacıyı uyandırın…

IMG_1066Su, yaşamın ve insanın temel taşlarındandır. Katı, sıvı ve gaz halinde bulunabilen su, kütlesel, şekisel ve yapısal olarak farklı özellikler gösterir. Örneğin katı hale yani buz haline geçtiğinde %10 kadar hacmi artar ama kırılganlaşır. Sıvı halde soğukluk ve sıcaklığı içinde barındırabilir ve akışkandır. Buhar ve gaz halinde daha hızlı hareket eder ve hafiftir. İnsanın %70 i sudan ibarettir. Fiziksel Okumaya devam et


Yorum bırakın

Kaybetmek

imageÇok sevdiğiniz birini, birşeyi kaybettiğinizde, kendi yarattığınız mutluluk çerçevesinin içinde tarifi mümkün olmayan bir boşluk olur. O boşluğu bir süre ne ile dolduracağınızı bilemezsiniz. Zaman herşeyin ilacıdır derler ya, evet zaman size o boşluğu görmemenizi boşlukla yaşamanızı sağlar. Bu süre zarfında, farkında olmadan bir çok korku geliştirirsiniz. Bu korkuların başında kaybetme korkusu gelir ki, bir insan için en kuvvetli korkulardan biridir. Kaybetme korkusu çok geniş bir kavram olsa da başlıcaları şunlardır. Ailesini kaybetme korkusu, çocuğunu kaybetmek korkusu, eşini kaybetme korkusu, işini kaybetme korkusu, para kaybetme korlusu, düzenini kaybetme korkusu…
Korkularla yaşadığınız zaman bakarsınız ki etrafınız çelik ağlarla örülüyor, özgürlüğünüz azalıyor ve kendinizi hep bir önlem almak zorunluluğu ile geçiriyorsunuz. Bu sizi mutsuzluğa, karamsarlığa, güçsüzlüğe, sorunlarla yaşamaya iter.
Zaman içinde sizin unuttuğunuzu sandığınız ama kaybettiğiniz her ne ise, kalbinizin içinden onunla vedalaşmanız ve helalleşmeniz sizi özgürleştirir. Olmanız gereken kişiye, hak ettiğiniz yaşama ulaşma yolunda kapıyı açar.
” Her ne yaşadıysam yaşadım. Her neyi deneyimlediysem deneyimledim. Artık Yeter…
Şu andan itibaren özgür omayı, sevmeyi ve sevilmeyi, güçlü ve mutlu olmayı, sağlıklı olmayı, iç huzurumu yeniden keşfetmeyi seçiyorum. Beni bir anda bırakıp giden …… (Kayıp yaşadığınız kim ise onu söyleyin) ….. beni bırakıp gittiği için, yalnız ve tek başıma bıraktığı için, ansızın gittiği için Affediyorum. Ona tüm haklarımı helal ediyorum. Korkularımı şu anda sonlandırmaya niyet ediyorum. Ben bunu yapabilirim ve yapmaya niyet ediyorum. Yüce Yaradanım kendimi senin sonsuz sevgine emanet ediyorum. Ben Sevgiyim. Ben Saf bir Işığım. Ben mutluluğum. Kendimde olan tüm güzellikleri farketmeyi ve onları yaşamayı seçiyorum” Sevgiyle Serkan Sorguç ŞifaChi


2 Yorum

imageGeçmişte yaşadıklarını belki asla unutamayacaksın, ama geçmişle yaşamak zorunda da değilsin. Takıntılarını, bağımlılıklarını önce tespit et. Sonra kendine sor “bunlara takılmak benim hangi ihtiyacımı karşılıyor ve neden bırakamıyorum.” ” Olmasını arzu ettiğim beni mutlu edecek, huzurlu hissedeceğim gelecek nasıl olmalı? ”
‘ Şu andan itibaren tüm takıntılarımı, tüm bağımlılıklarımı, geçmişte uğradığım tüm haksızlıkları, beni üzen beni kıran herkesi ve bütün bunlardan bana gelen hayrıma olmayan tüm enerjileri Kabule Geçiyorum. Bütün bunları ve hayrıma olmayan tüm enerjileri Sevgi enerjisine dönüştürüyorum ve Evrene serbest bırakıyorum. Ben kendim gibi olmayı, kendi ışığımı farketmeyi ve mutlu olmayı seçiyorum. Ben mutlu olmayı, sağlıklı olmayı, sevmeyi ve sevilmeyi bolluk ve bereket içinde yaşamayı, huzurlu ve güvende olmayı hakediyorum. Arzuladığım ve hazır olduğum tüm bu güzellikler kolaylıkla ve çabuklukla her türlü kaynaktan ve helal yoldan bana gelir. Sevgiyle Serkan Sorguç ŞifaChi


Yorum bırakın

Ruhum ve Bedenim Bolluk ve Bereket İçinde…

imageBilgi ve tecrübe zaman içinde yeşerir hazır olduğunda da çiçek açar. Dileğinizin gerçekleşmesi için çok acele etmeyin. Bırakın o ektiğiniz tohum önce filizlensin. Akışa güvenin ve kendi enerjinizin farkına varın. Yapabileceğiniz en güçlü olumlamalardan biri şudur. ” Ruhum ve bedenim maddi ve manevi bolluk ve bereket icinde. Ben bolluk ve bereket içindeyim. ” Gözlerinizi açtığınız ilk 10 sn.de bu olumlamayı söylerseniz ve atlamadan 21 gün bunu yaparsanız Bilinçaltınızı Bolluk ve Berekete Kodlarsınız. Sevgiyle Serkan Sorguç ŞifaChi


Yorum bırakın

Pozitif Düşünmek ve Geleceğe Adım Atmak

imageHayatımızı düzene sokabilmek için, ilerlemek, başarılı olmak, güçlü olmak için kendimize devamlı yol çizeriz. Tavsiyeler alırız, bize benzeyen kişiler neler yapmış, onları yapmaya çalışırız. Kişisel gelişim ve spiritüel konulara merak salarız. Her birini tek tek deneriz. Yapılan çalışmalar, gidilen seminerler okunan kitaplar hep aslında aynı şeyi anlatır. Kendine güven, kendini değerli hisset, iste, düşün, dile, olsun. Her insan birbirinden farklıdır. Kimi önündeki kapıları çok süratle açar ve Okumaya devam et


Yorum bırakın

Vazgeçmek…

IMG_0406Herkesin bu hayatta çok istediği tutkuyla parçası olmaya can attığı hayaller, arzular, istekler vardır. Bu istekler herkes için farklı önemde ve değerdedir. Denizi kenarında harika bir ev, yurtdışı bağlantılı seyahati bol bir iş, güzel bir yuva kurabileceği varlıklı bir sevgili, sağlıklı bir bebek, spor bir araba, yelkenli bir tekne bu örneklerden küçük bir kısmıdır.
Hep istersiniz, defalarca adım atarsınız ama bozuk plak gibi hep başladığınız yerde bulursunuz kendinizi. Bir türlü istediğiniz hedefe ulaşamazsınız. Sanki kaderin ağları o hedefin etrafını sarmış ve siz çaba sarfettikçe ulaşması zorlaşmıştır. Anlam veremezsiniz, isyan edersiniz. Neden ben? Neden olmuyor? Neden başaramıyorum diye kendinizi sorgulamaya başladığınız an, ona ulaşmanızın yolları azalmaya başlamış demektir. Eğer ne yapsanızda olmuyor ise, o hedefe ulaşmanız belki size hayırlı değildir, belki zamanı değildir, belki de sizden daha güçlü enerjiler elde etmeyin diye önünüze blokajlar koymuşlardır. Bu blokajların bir kısmı Nazar denilen enerjilerden, bir kısmı Egonun devreye girmesinden bir kısmı da ulaşılmak i Okumaya devam et


Yorum bırakın

Cennet Annelerin Ayakları Altındadır…


IMG_20150830_123131“Cennet Annelerin Ayakları Altındadır.” (Hadisi Şerif)

Hiç birşey umursamadan, bilmeden, yaşama içgüdüsü ile çaresiz ve bağımlı olarak doğarız. İlk ağlama önemlidir, akciğerlere ilk havanın girmesi, nefes alış ve hayatın başlaması.

Bebeğin ilk hissettiği duygu annesinin kalbinin sıcaklığı, şefkati ve koşulsuz karşılıksız sevgi enerjisinin koruyup kollayan büyüsüdür. Yıllar su gibi akıp geçerken o bebeğin çaresizliği artık kalmamıştır. İnsan zamanla kendi ayaklarının üzerinde durmayı başarabilen bir birey olmaya başlar. Annesinin sevgisiyle, korumacılık içgüdüsüyle ve vicdanı ile büyüyen çocuk, bu desteği bilse de hissetse de, zaman zaman görmezden gelir. Çünkü o da bir birey olmuştur artık. Hayatında bir çok deneyimi kendi yaşamak ister. Kendi kanatlarıyla, kimseden akıl almadan, yönlendirilmeden uçmak ister ve yapar da. Bir çok Okumaya devam et


Yorum bırakın

Sahip Olduklarınızın Farkında Mısınız?

IMG_20150807_113020Sahip olduğunuz değerin farkında mısınız? İçinizdeki o harika ışığı hiç hissettiniz mi? Ne kadar güzel bir insan olduğunuzu biliyor musunuz? Peki ya siz mi bunun farkında değilsiniz, yoksa siz bunu farketmeyin diye sizi her seferinde değersiz gösteren birileri mi var etrafınızda?

Gün içinde, hayatın normal akışında, etrafınızdaki insanları bir inceleyin. Nasıl bir ortamdasınız? Etrafınızda sakin, huzurlu ve mutlu insanlar mı var; yoksa herkesi eleştiren, devamlı başkasında hata arayan bağırıp çağıran huzursuz insanlar mı?

Her zaman güçlü olmaya çalışan, hiç birşey beğenmeyen, herşeyi bildiğini zanneden, hata yapsada bu hatada hep sizi sorumlu tutan, sizi devamlı mükemmel olmaya zorlamaktan başka bir iş yapmayan, size söylediklerini kendi uygulamayan insanlar etrafınızda size nefes aldırmıyorlar mı?  Siz bu kişilere aslında olmaları gereken değerin çok üzerinde değer veriyor olabilir misiniz?

“Aman ona birşey sormayalım, şimdi bağırıp çağırır” Okumaya devam et


Yorum bırakın

Artık Anladım ve Kabuldeyim…

KabuldeyimHer insan Yaradan’nın güzel bir parçasıdır, harika bir ışıktır. Bu muhteşem mekanizma, itinayla ve en ince detayına varacak şekilde tasarlanmıştır. İnsanı bir dizüstü bilgisayara benzetirsek; sahip olduğumuz bedenimiz bilgisayarcıların ‘hardware’ dedikleri, kasasıyla parçalarıyla tüm fiziki donanımını, ruhumuz da ‘software’ denilen, tüm programlarıyla işletim sistemini bize anımsatır.
İnsandaki işletim sistemi mükemmeldir ve tekamül denilen kendini geliştirmeye programlanmıştır.
Tekamül yolculuğunda insan iyisiyle, kötüsüyle, acısıyla, tatlısıyla, kendi yapmış olduğu seçimleri deneyimler ve onların sonuçlarını yaşar.
Aslında, mükemmel bir şekilde hazırlanmış olan bilgisayarın işletim sistemini, dışarıdan müdahale etmek suretiyle bozmak oldukça zordur. Bu sistem ancak içeriden bozulabilir.
Korkular, endişeler, vesveseler, başkalarıyla kıyas etmeler, aşırı Okumaya devam et